• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Üyelik Girişi
ANI ÖYKÜLERİM

MUHTEŞEM İKİ YÜZ YIL : ENDÜLÜS (n.b. karaca)

NİHAL BENGİSU KARACA/HT PAZAR

Bugün Rönesans’ın temelini oluşturanın Bizans değil Endülüs olduğu ciddi araştırmacıların kabul ettiği bir gerçek. Avrupa’nın Yunan’ı keşfetmesi bile, felsefe ve bilimde dünyanın en eski milletlerinden ikisi olan Yahudilerin ve Arapların geniş işbirliğine girdiği Endülüs medeniyeti sayesinde oldu...

İslam'ın ilk 100 yılı dinin kendini anlatması ve taşıyıcılarının egemenlik alanlarını tahkim etmesiyle geçti. İkinci 100 yıldaysa bu dinin hükmü altındaki toplumların yaşam, beklenti ve realitelerinin birbirlerine uyarlanması sözkonusu oldu. İslam medeniyetinin en büyük hamlelerinin Hz. Muhammed'in vefatından sonraki 2 yüzyıl içinde gerçekleştiği söylenebilir. Batı'da Pireneler'den Doğu'da bilim, felsefe, edebiyat ve sanat alanında benzersiz sıçramaların yaşandığı bu dönemde Endülüs, 8 ve 10'uncu yüzyıllara tekabül eden sürecin doruk noktası oldu. Endülüs Müslümanların, Musevilerin ve Hristiyanların yüzyıllarca aynı çatı altında yaşadıkları, birbirlerini zenginleştirdikleri ve bir uygarlığı beraberce inşa ettikleri "tek" yer. Farklı inanç ve kültürlerin "Convivencia" olarak adlandırılan bir sosyo-kültürel uzlaşma projesiyle yan yana olabildiği, eşsiz bir tarihsel deneyim. 
Müslümanların elindeyken olduğu gibi işgalden sonra da Kurtuba (Cordoba), İşbiliye (Seville) gibi şehirleri Avrupalı öğrenciler için cazibe merkezi olmaya devam etmişti. 

ENDÜLÜS TARZI HÂLÂ AŞILAMADI
Tuleytula (Toledo) Başpiskoposu Raimund'un şehirde kurduğu akademi, Bağdad'taki Beytülhikme benzeri bir kurumdu. Burada Arap dili ve edebiyatını öğrenen Müslüman ve Hıristiyan uzmanlar, felsefe, astronomi, matematik, tıp, kimya, tarih, coğrafya ve edebiyat gibi dallarda çok sayıda Arapça eseri Latince'ye çevirdi. İbn Rüşd çağdaş Avrupa felsefesini İslam dünyasına oranla çok daha fazla etkiledi. Onu takip eden filozof Yahudi Musâb'tı. Meymun, Yahudi ve Hıristiyan teoloji çevrelerine tesir etti. İbn Meymun ve İbn Bâce'den etkilenenler arasında Albert Magnus, Duns Scottus, Spinoza ve Immanual Kant, Kastilya-Leon Kralı X. Alfonso, Dante ve Bacon gibi düşünürler sayılabilir.
Hristiyanlarla evlenen, birkaç dil bilen Endülüslü Müslümanlar, bireyselliğine düşkün, bilim ve edebiyat, müzik ve sanata odaklı, ticaret yapan, merkezi otoriteye burun kıvıran ve ırkçılığa asla yüz vermeyen farklı bir entelektüel tasavvuru paylaştı. Ötekiyle hoşgörülü ve yüksek medeni düzeyde ilişkiler kuran "Endülüs tarzı", bugün hâlâ aşılamamış bir zirve noktası. Hatta bir erken-çoğulculuk modeli olsa da Müslümanların lehine olmadı. Kendi aralarında bölünen ve karşısındakinin dostluğuna fazla güvenen Endülüs Emevileri, 11'inci yüzyıldan itibaren Müslümanları Avrupa'dan atma planı olan Hıristiyan "Reconquista"sına (Yeniden Fetih) karşı kaybetmeye başladı. İlk elden çıkan önemli kent Toledo idi. En son giden de Granada oldu. 

UZUN SÜREN ÇÖKÜŞ HİKAYESİ
11'nci yüzyıldan itibaren Endülüs'ü ele geçirmeye başlayan İspanyollar, başta sadece Müslümanları ikinci sınıf vatandaş haline getirip birikimlerinden faydalanmayı uygun gördü. Hıristiyanların hükmü altında yaşayan Müslümanlara "Mudejar" (Mûdekar) dendi. 
Endülüs'te işler asıl 1492'den sonra, Granada'nın işgaliyle çirkenleşti. Reconquista askeri hedefini gerçekleştirip sıra dini hedefine gelince... Kendisinden başka herhangi bir dinin varlığına tahammül edemeyen İspanyol Kilisesi, siyasiler üzerindeki nüfuzunu kullanarak Hıristiyan hâkimiyetinde kalan Endülüs Müslümanları'na karşı Hıristiyanlaştırma kampanyası başlattı. Engizisyon mahkemeleri, baskı, işkence ve katliam bu kampanyanın ayrılamaz parçası oldu. Ancak, bütün bunlar, Müslümanları dinlerinden koparmak ve kilisenin isteği ölçüsünde Hıristiyan yapmak için yeterli olamayınca, bu durum Hıristiyan İspanya'yı, bir asırdır tatbik etmekte olduğu imha siyasetinin son adımını atmaya, yani Endülüs Müslümanları'nı 1609'da İspanya'dan sürmeye sevk etti. Böylece, 1492'de Yahudiler için kullanılan sürgün mekanizması, bu sefer Müslümanlar için harekete geçirildi. 

EN AZ YARIM MİLYON İNSAN KOVULDU
Dr. Lütfi Şeyban'ın "Reconquısta, Convivencia ve Influencia: Endülüs'te Müslüman – Hıristiyan İlişkileri" adlı çalışmasına göre, en az yarım milyon insan, kendi öz yurtlarından kovuldu. Yollarda açlık, halsizlik, Hıristiyan çetelerin saldırıları, devlet tarafından başlarına konan ödüller yüzünden sağ kalamadılar. 
Endülüslü Müslümanlar 16'ncı yüzyıla gelene kadar tam 6 kez direnişe geçti, kah dağlara çekilip Çingenelerle kaynaşarak, kah şehirlerde örgütlenerek savaştılar. Her defasında büyük hezimet alırlarken, Osmanlı dahil kimse onlara yardım etmedi. Endülüslüler'in kendilerini İspanyol diye tarif etmeyi sevmemelerinin nedeni, Reconquista'nın 3 asıra yayılan katliam, din değiştirmeye zorlanma, itibarsızlaştırma, sürgüne gönderme sürecidir denebilir. 


Endülüs Medeniyeti
Bugün Rönesesans'ın temelini oluşturanın Bizans değil Endülüs olduğu ciddi araştırmacıların kabul ettiği bir gerçek. Avrupa'nın Yunan'ı keşfetmesi bile, felsefe ve bilimsel çalışmada dünyanın en eski milletlerinden ikisi olan Yahudilerin ve Arapların geniş işbirliğine girdiği Endülüs medeniyeti sayesinde oldu. Arapların bilimsel eserleri, birkaç dile hâkim Yahudiler tarafından Avrupa dillerine aktarıldı. Batılılar da bu eserleri uygarlıklarını oluşturmada kullandı. Pirinç, şeker, ipek, kâğıt, pamuk, abaküs, barut ve pusula Avrupalıların hayatına Müslümanlar sayesinde girdi. Matematikteki "cebir" İslam icadıydı. Edebiyattaki "fabl" ve "aşk hikâyesi" mefhumu da öyle...


Don Kişot'ta Endülüs etkileri
Don Kişot'u yayınlarken girişine "Bu kitabın hazırlanmasında, el yazması notlarından istifade ettiğimiz Seyit Hâmit bin Engelî..." notunu düşen Cervantes'in romanında Mağriplilerin yani Endülüs Müslümanları'nın bilgi ve kültür seviyeleriyle ilgili ilginç ifadeler geçer. İşte bir örnek: "Mağriplilerden çok dostum oldu. Bence İspanya'ya doğru düşünmeyi öğretenler onlardır!"

Arapça'dan İspanyolca'ya
Arapçadan İspanyolca'ya 2500 kelime geçtiği söyleniyor. Normal bir insanın gündelik hayatında en çok 700 kelime kullandığı düşünülürse, 2500 kelimelik bir birikimin önemi daha iyi anlaşılır. Molhacen olarak yazılan ve Mulayhasan olarak da telaffuz ettikleri dağa ismini veren Molla Hasan, eski Endülüslü bir simadan başkası değil. Hakeza İspanya'da bizim Fatma olarak kullandığımız Fatima ismi halen yaygın. İspanyolca birçok kelime "Al" hecesiyle başlıyor. Bu hece aslında Arapça'nın, İngilizce'nin "The" sözcüğüne tekabül eden "El" takısı. Okunduğu şekliyle örneklediğim kelimeler ne demek istediğimi anlatabilir. Alkalde: Vali (Osmanlıca'da Kadı, Arapca El Kadî). Almirante: Amiral (Arapça El Emir). Alkazar: Saray (Arapça El Kasır) Alcazaba: Kasaba.

El Hamra: Zarif, bilge ve günahkâr
İslam mimarisinin ulaştığı zirvelerden biri olarak kabul edilen El Hamra, bugün "Granada" diye bilinen, eski adı Gırnata olan kentte bulunuyor. Temeli 1232'de Beni Ahmer devleti zamanında atılmış olan saray, yıllar süren çalışmaların sonucu. El Hamra'nın yapımı devam ederken Endülüs'ün diğer önemli iki şehri Kurtuba (Cordoba) ve İşbiliyye (Seville) Hristiyanların eline geçmiş ve sarayın yapımı bu kentlerdeki Müslümanlar işkenceye uğrarlarken devam etmiş. Tarihin garip ve acıklı işvesine bakın ki, bugün Endülüs medeniyetinin büyüklüğünü ve inceliğini anlamamızı sağlayan El Hamra, işgalin başladığı bölgelerde yaşayan Müslümanlar'ın gözyaşları ve bedduaları üzerine yükselmiş. Aynı El Hamra'nın dillere destan güzelliğinin Granada'daki iç çekişmelerin ve taht kavgalarının sebebi olduğu söylenir. El Hamra, Endülüs İslam medeniyetinin izlerini gelecek yüzyıllara aktaran, aynı zamanda Endülüs İslam devletinin çöküşünü hızlandıran bir etken olarak, ironik bir şahika.

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam27
Toplam Ziyaret123921
KÖŞE YAZILARIM
Hava Durumu
Saat