• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Üyelik Girişi
ANI ÖYKÜLERİM

BİZİM "KURTARILMIŞ" OKULLARIMIZ VARDI

“Yahu Zekai, ben çıkamadım!” dedi korkunun esir aldığı ürkeklikle. Sesi titrek…

“Boş ver, bu kalabalıkta kim tanıyacak seni. Baksana herkesin gözü dönmüş.” dedim.

Yüzlerce kişilik grup, sınıfların kapılarının açıldığı daracık, uzun, loş koridorun bir ucundan bir ucuna devrim marşları söyleyerek gidip geliyordu.

Tam bir sarhoşluk hali… 

“Zafer” sarhoşluğu.

“Sarhoşluğun zaferi” aslında. 

Biraz önce sağcılar okuldan kavgayla bahçeye çıkarılmış, okul bize kalmıştı! Okulu “halk düşmanlarından kurtarmıştık!”

Kurtarma işi sıraylaydı! Onların iktidarlarında onlar, bizim iktidarlarımızda biz kurtarıyorduk ülkedeki tüm okulları!

Örneğin geçen yıl onların iktidarında biz alınmamıştık okullara! Bu yıl sıra bizdeydi!

Kahvehaneleri, mahalleleri, şehirleri de kurtarmıştık birbirimizden! Kurtarılmış bölgeler yapmıştık!

Devrimciler ve ülkücüler, aşık olduğumuz ülkemizi paylaşmış/bölüşmüştük kendi aramızda!

Bölmüştük vatanı!..  Bedeli, ülke genelinde her gün onlarca “şehit” olmaydı!

***

 Her an fark edilebilmenin ve akabinde yaşayabileceklerinin dehşetiyle açılmış gözleri dört bir yanda geldi yanıma. Sırtını dayadı duvara. Omzumuz omzumuza, elimiz elimize, korku dolu gözlerimiz birbirine temas etti.

Farklı/zıt düşünüyorduk. Bu Tanrı’nın iradesiydi.

Dostluğumuz, babalarımızın dostluğu siyasetten daha öncelere dayanıyordu. Daha sahiciydi, daha samimiydi ve daha hakikattı.

Dostluğumuz, siyasetin dışında, siyaseti de kuşatan dünyada üretilmişti. Siyaset, o dünyanın içinde bir “teferruattı”. Siyaset bizim ürettiğimizdi. Bizim ürettiğimiz bizi nasıl teslim alırdı! Sahip olduğumuz, nasıl olur da sahibimiz olurdu! Nasıl olur da ürettiğimizin tutsağı olurduk!

Koridorun başında “A...”.  Fraksiyon liderlerinden.

İri kafasının oturduğu bedeni uzun, kamburumsu.

Enli, aynı zamanda uzun çilli suratında seyrek sakalları belirgin.

Kocaman göz çukurlarındaki göz bebekleri delici.

Elleri arkasında, galip komutan edasıyla koridorun duvarına dizilmiş herkesi tek tek kısılmış gözleriyle adeta tarıyor. Terörize bir bakış.

Tam benim hizama geldiğinde durdu. Göz bebekleri sabitlendi. Ev sahibimizin yeğenidir kendisi, tanışırız.

Başımın sağ tarafından savuşan iri, kemikli yumruğu, isabet ettiği suratta öyle bir tok ses çıkardı ki.

Yumrukla duvar arasında sıkışan surattan fışkıran kan hemen önüme döküldü.

Daha o vururken: “Dur! O bizden.” dedim.

Sonra anlık bir düşünce gelişti zihnimde.

“Ulan bunun gözü dönmüş. Şimdi beni de tanımamıştır bu. Dur! O bizden dedim ya, beni de karşıt görüşlü sanıp bana dönmesin.”

Kaçayım dedim. Nere kaçıyorsun. Koridor değil belediye otobüsü gibi her yer, tıkış tıkış.

Kafamın sağ tarafındaki kulak hizama, arkadan yediğim yumrukla resmen havalandım. Yere paralel hale gelip sırt üstü öyle bir yapıştım ki betona, gözlerimi açtığımda suratıma inen onlarca yumruğu gördüm.

Suratıma en yakın olan yumruk, köylümüz, aynı zamanda karşı komşumuz Ali abinin yumruğuydu.

Suratıma değdi değecek tanıdı beni ve bir anda üzerime kapanırken:

“Durun ulan ne b… yiyoruz! Bu bizim Zekai!” diye bağırdı.

Kurtulmuştum!..

Suratı dağılan Hüseyin’i polislerin alıp götürdüğünü o hengâmede görebildim.

Sonra anladım beni neden daha önce tanıyamadıklarını ve önüne gelenin  bana yumruk savurduğunu.

 Okulda çıkan her olayda, hani ne olur  ne olmaz diye gözlüğümü çıkarıp cebime koyardım. Yine olayların başlangıcında gözlüğümü çıkarıp cebime koymuştum. 

Ev sahibimizin yeğeni Abdullah sonra yanıma geldi:

“Hemşerim kusura bakma. Gözlüğün olmayınca tanıyamadım seni. Hani bir de bana dur falan deyince sandım ki…”

“Ama bu yaptığın delikanlılık değildi.” dedim. “Bu kalabalığın içinde, yine bu kalabalığa sığınmış insana el kalkmamalıydı.”

“Sen bilmiyorsun.” dedi. “Bunlar bana ticaret lisesindeyken bir dayak atmışlardı. Posta çekmelik olmuştum. Bütün bedenim çürüdü. Günlerce, hatta haftalarca okula gidemedim.”

“Olsun.” dedim. “Sığınmış bir adama el kaldırmak yakışmadı bir devrimciye.”

***

Hüseyin tüm diğer karşıt görüşlüler gibi bir daha okula gelemedi. Öğretmen olamadı.

Yıllar sonra rastladım. Sarıldık. Sıcacık.

Bir şeker fabrikasında memur olarak çalışıyormuş.


Yorumlar - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam5
Toplam Ziyaret123802
KÖŞE YAZILARIM
Hava Durumu
Saat